Gocu okuyucularına özel bu yazımızda “İtalyan pilavı nedir” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.
İtalyan pilavı nedir? (Benim mutfakta geç fark ettiğim küçük ama derin bir dünya)
İstanbul’da yaşıyorum, 27 yaşındayım. Hafta içi bir ofiste ekran karşısında saatleri eritiyorum, akşam olunca da evde mutfağa girip bir şeyler pişirmeye çalışıyorum. “Çalışıyorum” diyorum ama bazen sadece makarnayı yakmamak üzerine kurulu bir hayatta kalma mücadelesi gibi geçiyor günler.
Geçen gün markette dolaşırken bir paketin üstünde “arborio rice” yazısını gördüm. İç sesim direkt devreye girdi: “İtalyan pilavı nedir?”
Elim paketin üstünde kaldı. Bir an düşündüm. Pilav… ama İtalyan. Yani bizim bildiğimiz pilav değil mi bu? Yoksa başka bir evrende yaşayan, daha kremalı, daha havalı bir versiyonu mu?
O an fark ettim ki bazı yemekler sadece yemek değil, küçük bir kültür hikâyesi taşıyor. İtalyan pilavı da tam olarak böyle bir şey.
İtalyan pilavı nedir? Aslında adıyla bile farklı bir dünyaya açılan yemek
İtalyan pilavı dediğimiz şey aslında çoğu zaman “risotto” olarak bilinen yemek. Yani klasik anlamda tane tane pilav değil; daha kremamsı, daha yavaş pişen, sabır isteyen bir yemek.
Kendi kendime bazen şunu soruyorum: “Neden bir yemek bu kadar sabır istiyor olabilir?” Sonra ofisteki yoğun günler geliyor aklıma. Belki de bazı şeyler hızlı olursa eksik kalıyor.
Risotto, kısa taneli özel pirinçlerle yapılır. En bilinen türlerinden biri arborio pirinci. Bu pirinç pişerken nişastasını salıyor ve ortaya o meşhur kremsi yapı çıkıyor. Yani aslında burada olay sadece pilav yapmak değil; pirincin karakterini açığa çıkarmak.
Ben bunu ilk duyduğumda şunu düşünmüştüm: “Bizim pilavın karakteri yok mu yani?” Sonra fark ettim ki mesele karakter değil, yaklaşım.
Risotto ile Türk pilavı arasındaki sessiz rekabet
Türk mutfağında pilav biraz net bir şeydir. Tane tane olacak, tereyağı kokacak, yanına bir yemek gelecek ve sofranın düzeni belli olacak.
İtalyan pilavı yani risotto ise daha akışkan, daha duygusal bir yapıya sahip gibi. Sanki biraz “bugün nasılsın?” diye soran bir yemek.
Geçen akşam evde denemeye kalktım. Daha doğrusu “denemek” kelimesi biraz iddialı olabilir. Çünkü elimde doğru pirinç bile yoktu. Ama iç sesim yine devredeydi:
“Ne olabilir ki? Pirinç sonuçta.”
Sonuç: Pirinçti ama risotto değildi. Ve bu farkı o tencerede birebir anladım.
İtalyan pilavı nedir? sorusunun mutfak arkasındaki hikâyesi
Risotto’nun kökeni Kuzey İtalya’ya dayanıyor. Özellikle Milano ve çevresinde çok yaygın. İklim, tarım ve pirinç üretimi bu yemeğin ortaya çıkmasında önemli rol oynamış.
Bunu öğrendiğimde aklıma şu geldi: “Demek ki yemek dediğimiz şey aslında coğrafyanın kendisi.”
İstanbul’da yaşarken bunu daha iyi anlıyorum. Mesela burada sokakta simit yemek bile bir ritüel. Ayakta, hızlı, biraz da aceleyle… İtalya’da ise risotto yapmak sanki zamanı yavaşlatmak gibi.
İçimden şöyle bir düşünce geçti: “Ben neden hep hızlı yaşıyorum?” Sonra bilgisayar bildirim sesi geldi ve düşünce yarıda kaldı. Klasik.
Risotto’nun sabırla ilişkisi
Risotto yaparken sürekli karıştırmak gerekiyor. Tencerenin başından ayrılmıyorsun. Sanki yemek değil de bir şeyle iletişim kuruyorsun.
İlk başta bu bana aşırı yorucu gelmişti. Ama sonra düşündüm: “Zaten gün içinde her şey hızlı. Belki de bu yavaşlık iyi bir şeydir.”
Bir gün ofisten döndükten sonra denedim. Telefonu sessize aldım. Tencereyi karıştırırken sadece mutfaktaki sesleri dinledim. O an çok garip bir şekilde şunu hissettim: gün içinde ilk defa bir şey beni acele ettirmiyordu.
Günlük hayatımda İtalyan pilavı nedir? sorusunun yeri
Bu soruyu artık sadece mutfakla ilgili düşünmüyorum. Biraz daha geniş bir anlam kazandı benim için.
İtalyan pilavı nedir?
Bazen benim için şu demek: “Bir şeyi aceleye getirmeden yapabilmek.”
İstanbul’da bu çok zor. Metro, trafik, iş, mail, yetişmesi gereken şeyler… Her şey hız istiyor.
Bir akşam eve geldiğimde kendime şunu sordum:
“Bugün neyi yavaş yaptım?”
Cevap yoktu.
Sonra risottoyu düşündüm. Belki de bu yüzden bu yemek bana ilginç geliyor. Çünkü hayatın tersine gidiyor.
İlgili Yazımız: İran'a vizesiz gidilir mi ?
Mutfağımda küçük bir deney
Geçen hafta marketten arborio pirinci aldım. Bu sefer daha bilinçliydim. İç sesim bile biraz ciddileşmişti:
“Tamam, bu sefer doğru yapalım.”
Soğanı doğradım, tereyağını erittim, pirinci ekledim. O anda mutfakta hafif bir koku yükseldi. Sanki bir şey doğru gidiyor gibiydi.
Sonra et suyu eklemeye başladım. Yavaş yavaş… kepçe kepçe…
Ve o an fark ettim: Bu yemek seni acele ettirmiyor. Seni durmaya zorluyor.
Kendime sessizce şunu söyledim:
“Belki de bazı şeyleri gerçekten yavaş yapmak gerekiyor.”
İtalyan pilavı çeşitleri ve küçük farklılıklar
Risotto tek bir şey değil. İçine eklenen malzemelerle bambaşka karakterlere bürünebiliyor.
Mantar risotto
En klasiklerinden biri. Toprak kokusu gibi bir aroması var. Bunu düşününce aklıma yağmur sonrası İstanbul sokakları geliyor.
Deniz ürünlü risotto
Daha hafif ama daha yoğun bir karakteri var. Biraz deniz kenarında yürümek gibi. Bazen Karaköy’de yürürken hissettiğim o karmaşık ama sakin duygu gibi.
Safranlı risotto
En “özel gün” hissi veren versiyonu. Rengi bile farklı. Sanki sıradan bir akşamı biraz daha önemli hale getiriyor.
Kendi kendime düşündüm: “Biz neden yemekleri bu kadar duyguyla ilişkilendiriyoruz?” Sonra aç olduğumu fark ettim ve düşünmeyi bıraktım.
İtalyan pilavı nedir? sorusunun gelecekteki karşılığı
Belki de gelecekte yemek kavramı daha hızlı olacak. Hazır yemekler, paketler, 5 dakikalık tarifler…
Ama risotto gibi yemekler hep bir yerde duracak gibi geliyor bana. Çünkü bazı şeyler sadece doyurmak için değil, yaşamak için yapılır.
İstanbul’da küçük bir mutfakta bunu denemek bile bana garip bir şekilde iyi hissettirdi.
Belki de gelecekte insanlar tekrar yavaş yemeklere dönecek. Belki de “yavaş yemek” diye bir akım olacak.
İç sesim yine araya giriyor:
“Ya da sadece ben fazla düşünüyorum.”
Olabilir.
Sonradan gelen farkındalık: basit bir yemek, karmaşık bir düşünce
İtalyan pilavı nedir? diye başladığım soru beni mutfağa, oradan zamana, oradan da kendi hızımın farkına götürdü.
Bazen en basit şeyler bile insanı düşündürüyor. Bir paket pirinç, bir tarif, bir tencere… Ama arkasında bambaşka bir kültür, sabır ve yaşam biçimi var.
Ben hâlâ bazen hızlı yaşıyorum. Ofiste ekranlara bakarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum. Ama akşam mutfakta risotto yapmaya çalışırken bir şey değişiyor.
Bir an duruyorum.
Ve sadece karıştırıyorum.
Belki de mesele bundan ibaret.