Hayat diye neye denir? Bir İzmirli Gençten Mizahi Bir Bakış
Hayat… Hani şu ne olduğu belli olmayan, bir gün mutlu olup, bir gün karamsar olduğumuz, bazen kıskandığımız, bazen de düşleyip hayalini kurduğumuz şey. İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, kahve içmekten başka hiçbir amacı olmayan bir genç yetişkin olarak, “Hayat diye neye denir?” sorusuna cevap ararken, işin içine biraz mizah katmayı uygun buldum. Çünkü ne de olsa, bu hayatta asıl yapılması gereken şey, iyi bir kahkaha atmak ve bazen de ciddiyetle bir an durup, hayatın anlamını sorgulamak. İşte, tam burada, kendi dünyama girip size bir şeyler anlatmaya karar verdim.
Hayatın Tanımını Kimse Yapamaz
Evet, doğru duydunuz. Hayatın ne olduğuna dair bir tanım yapmak mümkün değil. Hatta belki de bu konuda yapılacak her türlü tanım, bir bakıma hayatın tanımını tam anlamıyla yapamıyor demek. İzmir’in sıcağında, insan ter içinde kalıp bir taraftan da kendi hayatının anlamını çözmeye çalışırken, “Hayat işte, yaşanıyor” diye geçiştiren insanlara ben de katılmak istiyorum.
Düşünsenize, sabah işe gitmek için evden çıkıyorum, bir yandan da aklımda şu soru: “Hayat diye neye denir?” Cevabını bilmesem de, kahvemi içerken bu düşüncelerin beni sarhoş etmesine engel olamıyorum. Çünkü bir bakıma bu soru, insanın “kendini” tanıma yolculuğunun başı. Neyse ki, ben bir İzmirli’yim ve burada hayat, genellikle gülüp eğlenmek, bolca espri yapmak ve bir şekilde mutluluğu yakalamakla ilgili. Ama tabii ki, her şeyin ardında büyük bir anlam var, değil mi?
Günlük Hayatta Mükemmel Anlar
Hayat diye bir şey var mıdır, yok mudur? Belki de onu anlamanın en güzel yolu, gündelik hayattaki küçük şeylerde mutluluğu bulmaktır. Mesela, her sabah Göztepe’deki o küçük kafede, eski kaset çalarından çıkan nostaljik müzik eşliğinde içtiğim Türk kahvesi. “Hayat diye neye denir?” sorusunun cevabını ararken, kahve içmek ve bu anın tadını çıkarmak bence en doğrusu.
Bir arkadaşım var, sürekli bana “Ya hayatla ilgili derin sohbetler yapmayı bırak, git bir şeyler yap, gez!” diyor. Ama ben de ona şöyle diyorum: “Hayatla ilgili derin sohbetlerin daha eğlenceli olduğunu düşündüğüm için, bugün de seni kahve içmeye davet ediyorum. Çünkü bak, hayat aslında tam olarak bu! Yani, derin derin düşünmeye gerek yok, bir fincan kahve ve anlamlı bir sohbet her şeyi halleder.” O an hepimiz gülüp geçiyoruz ama aslında o an hayatın anlamını tam olarak çözmüş oluyoruz.
Hayat Bir Çekişmeli Oyun Gibidir
İzmir’in trafik çilesini ve akşamları o parklarda dönen “neden bu kadar yavaş gidiyor herkes?” gibi düşünceleri göz önüne aldığımızda, hayat gerçekten bir çekişmeli oyun gibidir. Her an bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, bir şeyleri elde etmeye, birilerine ulaşmaya, hayatta bir şeyleri başarmaya çalışıyoruz. Ama bazen, tıpkı arabayla yol alırken yanımızda duran o araçtaki abinin bizden daha hızlı gitmeye çalışması gibi, hayat da öyle bir yarış. O an ne düşünüyorsunuz? Tabii ki şu: “Hayat diye neye denir? Herkes bir yarış içinde, ama ben bu yarışı istemiyorum!”
Düşünsenize, sabah 8:00’de güne başlıyorum, bir kafede kahvemi içiyorum, sonra işe geçiyorum, öğle yemeği molasında arkadaşlarla esprili sohbetler yapıyorum ve akşamları eve geldiğimde, mutlaka eski bir diziyi tekrar izliyorum. Bu aslında bir tür rutindir, değil mi? Ama bir şekilde her gün bunları yaparken hayat geçiyor ve ben yine “Hayat diye neye denir?” sorusuna geri dönüyorum. Sonra birden, aklıma geliyor: Aslında hayat tam olarak bu. Hızlı ve geçici. Her anı kendi hızında, ne duraklatılabilir ne de geri alınabilir.
İç Sesim ve Yaşamın Dönüm Noktaları
Hayatın ne olduğuna dair bir düşünce aklımdan geçiyor. İç sesim diyor ki: “Hayat bir an, bir karar, bir seçim olabilir. Ama ne kadar önemli?” Ne kadar önemli? Hah! İşte hayat da tam burada devreye giriyor. İzmir’de bir parka gidip bir bankta otururken, o anın içinde kayboluyoruz. Fakat aynı zamanda, o anı izleyen birisi olursa, bir bakıma “hayat” bizden bağımsız varlığını sürdürüyor. Yani, hayat bir sürü küçük anı biriktirerek, yavaşça geçiyor.
“Bunu nasıl anlatabilirim?” diye düşündüğümde, karşımda iki arkadaşım var. Birinin elinde telefon, diğeri ise bir çikolata parçası yiyerek “Hayat ne kadar kısa ya!” diyor. O an ben de içimden “Evet, hayat kısa ama bu kadar çikolata yediği sürece, daha da kısa olacak” diye geçiriyorum. Ama bu, hayatın bir parçası! Biz, sadece o çikolatalı anları, o kahveli sabahları, o gülüşleri anımsayacağız.
Bir Anlık Espri ve Derin Düşünce
Hayat diye bir şey varsa, bence en iyi anlardan biri arkadaşlarla yapılan esprili sohbetlerdir. Mesela geçen akşam bir arkadaşım, “Ya, hayat bu kadar ciddi olmak zorunda mı?” dedi. Ben de ona cevap verdim: “Tabii, hayat ciddi değilse ne yapacağız? Espriyle geçiştirilecek kadar basit değil ama…” Sonra birden herkes susarak bana baktı. İçimden şöyle bir düşünce geçiyor: “Aslında hayat, sadece espri yapmayı seven insanların, her anını kafasında derinlemesine sorgulayan ruhlar tarafından algılanabiliyor.”
Çünkü hayat, bazen gülümsemek, bazen de içsel bir yolculuğa çıkmak demek. Gülüp geçebileceğimiz bir şaka ve birden içimizde beliren düşünce karmaşası. Gerçekten, hayatın tam olarak ne olduğunu anlamaya çalıştığımızda, belki de her şeyin ne kadar basit ve karmaşık olduğunu fark ediyoruz.
Hayatın Anlamı Nerede?
Bütün bu söylediklerim, hayatın anlamını bulmak adına yaptığım basit bir yolculuktu. Ama son tahlilde, belki de hayatı anlamanın en iyi yolu, sadece yaşamaktır. Her anın tadını çıkarmak, bazen derin düşünmek ve bazen de sadece arkadaşlarla gülüp eğlenmek. Sonuçta, belki de hayat diye neye denir sorusunun cevabı, her birimizin içinde saklıdır. Kimisi kahve içip bir kitap okur, kimisi denize girmeyi tercih eder, kimisi de sadece bir oyun oynar. Ama hepsi, hayatı yaşamanın yollarıdır.
Sonuçta, ne kadar derin düşünsek de, hayatın gerçek anlamı, her anı yaşamak ve küçük anları kutlamaktır. Belki de bu, “Hayat diye neye denir?” sorusunun cevabı!